Blues - Türkü
Türküleri çocukluğumdan beri severim. Ankara radyosu, sonradan TRT hep dinlenirdi evimizde belki biraz ondan. Yurttan Sesler programı, türküleri derleyen notaya geçiren folklorcuların (Muzaffer Sarısözen örneğin) sayesinde pek çok eseri bize sunagelmişti. Kulağımız dolmuştur yani. Sonra, ODTÜ’de okurken de devrimci türküler girdi benim ve yaşıtlarımın dağarcığına. Zaten müzik yapım ve icra olanakları zenginleşip, dağıtım yaygınlığı da artınca zaman içinde, büyük bir evren çıktı ortaya. Seç beğen dinle.
Batıda folk, folk rock, rock, pop türü müziğinin patlayıp geliştiği dönem de gençliğimize denk gelince, eh, elimiz mahkum onları da sevdik, dinledik. Dylan, Baez, Beatles, Stones, Byrds, Cream, Strawberry Alarm Clock, Rascals, Lovin’ Spoonful, Hendrix ve daha niceleri derken, Blues’un giderek özel bir yeri oldu. Muddy Waters “Blues had a son, they named him rock-n-roll” demiş ya zaten… Leo Burnett Chicago’ya da gidip geldikçe hele, oradaki blues barlarda canlı performanslarına bolca devam ettim. Albert King’i orada, John Lee Hooker’ı Londra’da, B.B. King’i İstanbul’da dinleme şansım oldu. İstanbul’da reklamcıların uzunca bir dönem buluşma mekanı haline gelen Touchdown’da Salı akşamları benim seçtiğim blues parçalarını dinlettim.
Blues ve türkü sevmeye, dinlemeye devam ediyorum.
Touchdown blues gecelerinden birinin şarkı listesi.
Touchdown hâlâ var galiba ama bambaşka bir yer…